18.02.2009

Fortis Türkiye Kupası'nda Yarı Final Eşleşmeleri Belli Oldu !

İstanbul Ataköy Olimpiyat Evinde Fortis Türkiye Kupası'nın yarı final kura çekimi yapıldı. İlk maçlar 4 Mart'ta oynanırken rövanş maçları ise tam 1.5 ay sonra 22 Nisan'da oynanacak.

İşte yarı final eşleşmeleri:

ANKARASPOR-BEŞİKTAŞ
FENERBAHÇE-SİVASSPOR

UEFA Kupası'nda Heyecan Kaldığı Yerden Devam Ediyor

62 günlük bir aranın ardından Avrupa'nın en büyük 2.kupası olan Uefa kupasında 3.tur maçları bu akşam oynanacak maçlarla start alacak. Şu anda Avrupa'da bizi temsil eden tek Türk takımı olarak kalan Galatasaray son 2 senenin rövanşını almak amacıyla Bordeux karşısına çıkıyor.

Uefa Kupası'nda bu turun en zor eşleşmesi olan Werder Bremen -Milan eşleşmesi bu turun en çok sonucu merakle beklenilen mücadelesi. Kupanın en büyük favorilerini karşı karşıya getiren bu eşleşme için erken final tabirini kullanmay yanlış olmaz.

Sonucu en çok merak edilen eşleşmelerden birisi ise Sampdoria-Metalist eşleşmesi. Bakalım Ukranya temsilcisi sürprizlerine bir yenisini daha ekleyecekmi yoksa Cassano önderliğindeki Sampdoria, Euro 2004'teki Yunanistan gibi bir mucizeye imza atmaya kalkan takıma dur diyebilecekmi ?

Aston Villa - CSKA Moskova, Fiorentina-Ajax, Paris SG-Wolsfburg, Shaktar-Tottenham eşleşmeleri ise bu türün futbola doyacağımız ve "kaçırılmaması gereken, izlenilmesi tavsiye edilen" eşleşmelerinden.

İşte 19 Aralık 2008 günü İsviçre'nin Nyon kentinde çekilen kura ile belirlenen Uefa Kupası 3. tur eşleşmeleri:

Bordeaux(FRA) - GALATASARAY(TÜR)

Dynamo Kiev(UKR) - Valencia(İSP)

Zenit(RUS) - Stuttgart(ALM)

Olympiakos(YUN)- Saint Etienne(FRA)

Aston Villa(İNG) - CSKA Moscow(RUS)

Werder Bremen(ALM) - Milan(İTA)

NEC Nijmegen(HOL) - Hamburg(ALM)

Paris Saint Germain(FRA) - Wolfsburg(ALM)

Sampdoria(İTA) - Metalist Kharkiv(UKR)

AaB Aalborg(DAN) - Deportivo La Coruna(İSP)

Braga(POR) - Standart Liege(BEL)

Lech Poznan(POL) - Udinese(İTA)

Shakhtar Donetsk(UKR) - Tottenham(İNG)

FC Copenhagen(DAN) - Manchester City(İNG)

Fiorentina(İTA) - Ajax(HOL)

Olympic Marseille(FRA) - Twente(HOL)

17.02.2009

Çıplak yedek


Belçika Süper Ligi'nde, Germinal Beerschot takımı ile deplasmanda karşı karşıya gelen Cercle Brugge takımının oyuncusu Bram Vanden Bussche'nin, saha kenarında tamamen soyunup şortunu değiştirmesi büyük olay oldu. Germinal Beerschot-Cercle Brugge maçının 87. dakikasında oyuna girmeyi bekleyen, konuk ekip oyuncusu Vanden Bussche'nin, şortunu saha kenarında değiştirmesi ve dolayısıyla vermiş olduğu çıplak görüntü, Belçika'da spor gündemini altüst etti.

Olay, Vanden Bussche'nin iki renk şort giydiğini fark eden maçın hakemi Philippe Vinche tarafından uyarılmasıyla baş gösterdi. Beyaz şortunun içine, siyah iç çamaşırı giydiği için hakem tarafından uyarılan Bussche, maçın bitimine az bir süre olduğu için soyunma odasına gidemediğini açıkladı. Olay esnasında takım arkadaşı Foley'e kimsenin görmemesi için arkasını kapatmasını söylediğini dile getiren Bussche, ''Foley gelene kadar iş işten geçtiğini, televizyonlarda kendi görüntümü izleyince anladım. Bütün kameralar benim çıplak görüntümü çekmişler'' diyerek, şaşkınlığını ifade etti.

Olay futbolcu, maçtan sonra vücudunun beğenildiğine dair, yüzlerce kızdan SMS aldığını söylerken, kızların yanı sıra eşcinsellerden de pek çok teklif aldığını açıkladı. Öte yandan, UEFA kuralları gereği, oyuncuların tek renk şort giymesi gerektiğini belirten orta hakem Vinche, ''Bussche'yi bu şekilde oyuna alamazdım. Aksi takdirde, bundan ceza alabilirdim'' diyerek kendini savundu.

Bundesliga'da Haftanın Görünümü (20. Hafta)

Haftanın en önemli maçlarından biri başkent Berlin'deydi bu hafta. Bayern Münih'in favori olarak gösterildiği maçta Hertha Berlin golcü oyuncusu Voronin'in attığı 2 golle çok önemli bir 3 puan aldı ve haftalar sonra ligin zirvesine yerleşti. Pantelic'in eksikliğinde tek forvet Voronin ile başlamak zorunda kalan Hertha bunu avantaja dönüştürdü. Bayern Münih ise golü yedikten sonra çok iyi oynasa da maçı kazanacak hamleyi yapamadı. Son 3 deplasmanda sadece 1 puan alan Münih ekibi haliyle zirveye bir türlü yerleşemedi.

İlk yarının sürpriz lideri Hoffhenheim, Ibısevic'in devre arasındaki sakatlığı sonrası puan kayıplarına devam ediyor. Yerine her ne kadar Sanogo transfer edilse de Ibısevic gibi birinin yerini doldurması mümkün görünmüyor. Leverkusen ise geçen hafta sahasında yenildiği 4-1'lik mağlubiyet üzerine ligde sahasında hiç yenilmeyen Hoffhenheim'i aynı skorla yenerek zirve iddasını sürdürdü ve deplasmanda Bundesliga'nın en fazla puan toplayan takımı oldu.

Cumartesi günü Bayern ve Hoffhenheim'in puan kaybı üzerine Pazar günü sahasında A.Biefeld'i ağırlayan Hamburg olası bir sürprize izin vermedi ve 2-0 gibi net bir skorla 3 puanı hanesine yazdırarak lider Hertha'nın 1 puan arkasında 3. sıraya yükseldi. Sahasında oynadığı 10 maçta 28 puan toplayan Hamburg iç sahadaki başarısını devam ettiriyor. A.Biefeld ise bu zor deplasmanda pek direnemedi ve düşme hattına biraz daha yaklaştı.

Kendi sahasında Hamburg'la beraber en az puan kaybeden takım özelliğine sahip Wolfsburg ise deplasmanlarda hiç galip gelemediği için zirve yarışına girememişti. Bu hafta Frankfurt deplasmanında ilk deplasman galibiyetlerini aldılar ve 6. sıraya yükseldiler. Frankfurt ise son 4 haftadır kazanamayarak iyiden iyiye düşme hattına yaklaşmaya başladı.

Gol düellosu şeklinde geçen Hannover - Stuttgart maçında ise galip çıkan takım olmadı. Tam 6 golün atıldığı maçta Hannover 2-0 geriden gelerek 3-2'lik bir skor yakalasa da son dakikalarda beraberlik golüne engel olamadı. Deplasmanda sadece 1 puan alan Hannover iç sahadaki iyi performansı ile en azından şimdilik düşme hattının biraz üstünde. Stuttgart ise eski formunun gerisinde ama hala Uefa'ya kalma şansları devam ediyor.

Kendi sahasında hiç yenilmeyen 3 takımdan biri olan Dortmund iç sahada sürekli berabere kalarak bir türlü yukarıya tırmanamıyor. Bu hafta Çağdaş Atan'ın da gol attığı maçta kendi sahalarında 11. maçlarında 8. beraberliklerini aldılar. Deplasmanda daha fazla maç kazanan Dortmund Uefa potasının 5 puan gerisinde. Cottbus ise düşme hattından uzaklaşamadı ve son 3 sıradaki takımların berabere kaldığı bu haftada zor bir deplasmandan 1 puan çıkardı.


Şüphesiz bu sene Bundesliga'nın en hayal kırıklığı yaratan 2 takımından birisi Schalke. Geçen sezonu 3.sırada bitiren takım bu sezon bırakın ilk 3'ü Uefa kupasına bile katılmaları zor gözüküyor. İstikrarsız sonuçlarına bu haftada devam ettiler ve Bochum deplasmanından mağlubiyetle döndüler. Bochum ise son 3 haftada aldığı 6 puanla son sıradan averajla da olsa 15.sıraya yükseldi ve ilerki haftalar için düşmeme umudunu korudu.

Bundesliga'nın en fazla hayal kırıklığı yaratan bir diğer ekibi ise şüphesiz Werder Bremen. Ligin ilk yarısında çok istikrasız sonuçlar alan Bremen ekibi, 2. yarıda Diego'nun yokluğunda 3 haftada sadece 1 puan toplayabildi. O puanda bu hafta ligin son sırasında yer alan 12 puanlı M.Gladbach maçında geldi. Werder'de Schalke gibi seneye Avrupa kupalarına katılamama tehlikesi ile karşı karşıya. Gladbach ise üstüste 5 maçlık yenilgi serisi üzerine son 2 haftada 2 beraberlik alarak en azından lig sonuna kadar mücadelesini sürdürmek peşinde.

Daum'un çalıştırdığı Köln bir aralar düşme hattında yer aldığı ligde şu anda orta sıralarda olmanın keyfini yaşıyorlar Bundesliga'daki ilk senelerinde. Son 4 haftada yenilmeyerek en azından düşme hattındaki takımlarla olan puan farkının azalmasına izin vermiyorlar. Bu hafta sahalarında ligin zayıf ekiplerinden Kalshrushe ile golsüz berabere kalarak sevenlerini üzdüler. Kalshrushe ise ligin son 3 sırasında yer alan diğer 2 takım gibi berabere kaldı ve deplasmandaki ilk beraberliğini elde etti.

Seria A'da Haftanın Görünümü (24. Hafta)

İtalya'da şüphesiz bu haftanın maçı Milano derbisiydi. Inter kazanarak puan farkını açmak, Milan ise 8 puanlık farkı azaltarak şampiyonluk şansını sürdürmek istiyordu. Milan yenik duruma düştükten sonra çok iyi oynasa da yenilmekten kurtulamadı. En çok tartışılan ise Adriano'nun elle düzeltip attığı goldü. Inter son 4 sene de olduğu gibi sahasında Milan'a kaybetmeyerek en yakın rakibine 9 puan fark attı. Milan'da ise Kaka'nın yokluğu hissedildi diyebiliriz ama Pato, Ronnie ve sonradan giren Inzaghi'de iyi mücadele etti.

Torino temsilcisi Juventus ise sahasında puan durumundaki yerini haketmeyen Sampdoria ile 1-1 berabere kalarak çok önemli 2 puan kaybetti. 10. dakika da devre arasında Fiorentina'dan gelen Pazzini ile Sampdoria öne geçse de Juventus 2. yarıda Amauri ile cevap verdi. Galibiyetleri direkler önledi diyebiliriz. Sampdoria üstüste 3. beraberliğini alırken düşme hattından hala uzaklaşabilmiş değil. Juventus ise son 4 haftada 8 puan kaybederek zirve yarışında büyük yara aldı.

Haftanın güzel maçlarından biri de Genoa-Fiorentina arasındaydı. İlk 4 için oynayan bu 2 takımın mücadelesi nefesleri kesti. Genoa 60. dakikaya 3-0 öne girse de Mor-Menekşeler'in sakatlıktan yeni çıkan Rumen golcüsü Mutu'yu durduramayınca 2 puandan oldu. Mutu attığı 3 golle ligdeki gol sayısını 11'e çıkardı. Diego Milito'da Genoa'daki gol sayısını 15'e çıkardı. Mutu iyileştikten sonraki 4 maçta Fiorentina'nın 10 puan alması da takım için ne derece önemli olduğunun göstergesi. Genoa ise bu sene ligde sahasında Inter ile beraber yenilmeyen takım olma özelliğini korudu.

Sahasında daha önce Sampdoria, Napoli, Inter,Lazio gibi güçlü takımları yenen Atalanta 3-0'lık skorla ligde 7 maçtır kaybetmeyen Roma'nın serisini bozdu. Atalanta 6 hafta önce de Inter'in 13 maçlık yenilmemezlik serisini bozmuştu. Atalanta bu sonuçla Uefa kupasına katıma iddasını sürdürürken Roma ise ilk 4 yarışında önemli bir 3 puan bıraktı. Bu maçta Atalanta adına 2 gol atan Doni, daha önceden Inter maçında da 2 gol atmıştı.

Bir önceki maçta içerdeki Atalanta maçı dışında müthiş bir seri yakalayan Cagliari ise bu hafta düşme potasında yer alan Lecce'yi rahat bir oyunla yenerek son 6 maçta 5.galibiyetini aldı. Sezon başında düşmeme mücadelesi verileceği düşünülen Cagliari son haftalardaki formuyla 7.sırada yer buldu kendine. Lecce ise altındaki rakiplerin puan kaybetmesi ile sıralamada yer değiştirmese de sadece düşme hattının 2 puan üzerinde olması durumun vahim olmadığının göstergesi.

Son sıradan bir türlü kurtulamayan Reggina'nın sahasında ligin istikrarsız sonuçlar alan ekibi Palermo ile oynadığı maçta gol sesi çıkmadı. Son 4 maçında da berabere kalan Reggina yenilmeyerek değil yenerek düşme hattında kurtulacağını bir an önce anlamalı. Palermo ise ligde topladığı puanların sadece %25'ini deplasmanda aldığı için orta sıralarda yer alıyor. İç sahadaki performansları ile en azından Uefa potasından uzaklaşmıyorlar.

Sahasında kimseye geçit vermeyen Napoli'deki düşüş sürmeye devam ediyor. İçerdeki Roma mağlubiyeti sonrası ilk 4 potasından hızla uzaklaşan Napoli bu hafta da sahasında Bologna ile 1-1 berabere kaldı. Napoli tam 7 haftadır galibiyet alamazken içerdeki son 3 maçınıda kazanamayarak taraftarlarını hayal kırıklığına uğrattı. Bologna'da ise Di Vaio bu maçta attığı golle 16 gole ulaştı ve gol krallığın yarışında en önde olmayı sürdürdü. İlginç olan Bologna'nın ligde attığı gollerin %61'inin Di Vaio'nun ayağından gelmesi.

Sezona harika bir başlangıç yapan başkent Roma'nın bir diğer temsilcisi Lazio ise kan kaybetmeye devam ediyor. Bu hafta sahasında ligin zayıf ekiplerinden Torino'yu bile yenemeyen Lazio sezon başında ilk 4 sırada gezinirken şu anda Uefa kupasına katılmak için bile performansını arttırmalı. Son 6 haftada alınan 2 puan vaziyetin kötü olduğunun göstergesi. Torino ise son 5 maçında 5. beraberliğini elde ederek ilginç bir istatistiğie sahip oldu. Onların da düşme hattından kurtulmak için kazanmayo öğrenmeleri gerek.

Ligin orta sıralarındaki 2 takımından Siena ile Udinese'nin maçında ise 2 takımda 1'er puanı karşılıklı birer golle aldılar. Udinese son 4 haftada 8 puan alarak az da olsa Uefa kupasına katılma şansını sürdürüyor. Siena ise sahasında dahi olsa 1 puan alarak en azından alt sıradaki takımlarla puan farkının azalmasına izin vermedi.

Bundan tam 7 hafta önce ligin dibine demir atan Chievo yavaş yavaş toparlandı ama hala ligin dibinde. Gene de son 7 haftada kaybetmeden alınan 11 puan taraftarını ümitlendiren sebeplerden biri olabilir. Catania ise başlarda çok iyi gitse de onlarda son 7 hafta da sadece 2 puan alarak bir anda Uefa potasından düşme hattı potasına geldi.

16.02.2009

La Liga'da Haftanın Görünümü (23. Hafta)


Lider Barcelona'nın 10 haftadır süren galibiyet serisi bu hafta Betis deplasmanında son buldu. Guardiola'nın Messi'yi yedek soyundurarak başladığı maçta 2-0 geriye düşen Katalan ekibi beraberliği 84. dakikada ligdeki 23. golüne imza atan Eto'o ile kurtardı. Betis ise bu beraberlikle birlikte son 6 maçta içerde sadece 1 kez yenildiği Barcelona'ya bir kez daha geçit vermedi.

Barcelona'nın puan kaybetmesini fırsat bilen Real Madrid, S.Gijon deplasmanında 4-0 gibi bir skorla rahat bir galibiyet alarak son 8 maçta 24 puan topladı. Raul attığı 2 golle kulüp tarihindeki gol sayısını 309 yaparak 307 gollü Di Stefano'yu geride bırakarak R.Madrid'in gelmiş geçmiş en golcü oyuncusu oldu. Huntelaar'da ilk golüne ulaştı. Gijon ise ligde orta sıralarda yer alsada Barcelona ve R.Madrid'le oynadığı toplam 4 maçta yediği 20 golle bu tip maçlarda direnç gösteremediğini kanıtladı.

Sevilla 3 maçlık mağlubiyet serisinden sonra bu hafta Espanyol deplasmanında Malili yıldızı Kanote'nin golleri ile 2-0'lık bir galibiyet alarak 3.sıraya yükseldi. Espanyol ise 14 maçtır galibiyet alamadığı ligde 18 puanla ligin dibine demir atmış durumda.

Valencia istikrarsız sonuçlar almaya devam ediyor. Bu hafta sahasında bu sezon beklentilerin üstünde bir performans sergileyerek 36 puanla 7.sırada kendine yer edinen Malaga ile 1-1 berabere kaldılar. Deplasmanda kaybetmeye devam ederlerse eğer ilk 4'ün dışında kalma ihtimalleri yüksek.

Bir haftası bir haftasına tutmayan bir takım da Nihat'lı Villareal. Bu hafta Santander deplasmanında Valencia'dan kiralanan Zigic ve İspanyol Cazorla'nın karşılıklı golleri ile 1-1 sonuçlandı maç. Villareal averajla 5.sırada yer alırken Santander Zigic'le puanları toplayarak 29 puanla 11.sıarada

Teknik direktör değişikliğinden sonra çıktığı ilk maçta Recreativo'yu deplasmanda yenen Atletico Madrid, yeni hocası ile evinde çıktığı ilk maçta Getafe'ye son dakikalarda yediği golle 2 puan kaybetti. Yıldızlar ile bir kadroya sahip olan Madrid temsilcisi lider Barcelona'nın tam 24 puan gerisinde. Getafe ise son 4 haftada yenilmeyerek ligin başlarında olduğu düşme potasından yavaş yavaş uzaklaşıyor.

Geçen senelere göre bu sene biraz daha iyi durumda olan Deportivo ise son 6 haftada sadece 5 puan alınca ilk 4 takım ile arasındaki puan farkı açıldı. Bu hafta sahasında düşmeme mücadelesi veren Osasuna ile golsüz berabere kaldılar. Osasuna'yı da bu mücadeleri nedeni ile tebrik etmek lazım. Son haftalarda ellerinden gelenin en iyisini yapıyorlar. Son 4 haftadır yenilmiyorlar birkaç galibiyetle kurtarabilirler.

Lige bu sene çıkan Almeria ilk yarısını 2-0 geride kapattığı maçta Valladolid önünde 3-2'lik bir galibiyet alarak kritik bir 3 puan aldı. Deplasmanların en az puan alan 2.takımı olmalarına rağmen sahalarında zor kaybetmeleri özelliği ile düşme hattının 6 puan üstündeler. Valladolid ise üstüste 2 galibiyetten sonra bu hafta yenilse de 9. sıradaki yerlerini koruyorlar.

Şu ana kadar ligden hiş düşmeyen nadir takımlardan olan Bask ekibi A.Bilbao geçen senelerde son haftalarda gördüğü kabusu bu sene görmeyecek gibi. Bu sene aldığı galibiyetlerle daha rahatlar. Bu hafta sahalarında Recreativo ile 1-1 berabere kalsalarda düşme hattının 9 puan üzerindeler. Huelva ise deplasmanda aldığı 1 puana pek sevinecek durumda değil açıkçası.

Haftanın 6 puanlık maçı Numancia-Mallorca maçıydı. Deplasman ekibi zor da olsa 1-0 kazanarak düşmeme adına biraz daha umutlandı. Numancia ise son 5 maçını da kaybederek Espanyol ile beraber son sıralara iyice demir attı gibi.

Adebayor futbol topu sayesinde yürümeye başladı

İngiliz devi Arsenal'de forma giyen ünlü futbolcu Emmanuel Adebayor'un çocukluğuna ait ilginç bir olay herkesi şaşırttı. Adebayor'un futbol topu sayesinde yürümeye başladığı ortaya çıktı. 25 yaşındaki Togolu yıldızın çocukluğunda yürüme sorunu yaşadığı ve ilk adımını 4 yaşında attığı öğrenildi. Doğduğu günden itibaren yürüyemeyen Adebayor'un durumuna üzülen ailesinin, tedavi için gittikleri doktorlardan olumlu cevap alamayınca, tek çareyi kilisede dua etmekte buldukları kaydedildi.

'FUTBOL KADERİMMİŞ'

Adebayor'un annesinin çocuğu için kilisede dua ettiği bir gün, dışarıda futbol oynayan çocukların topunun kilisenin içine girmesi, minik Adebayor'un topu görüp ayağa kalkmasına ve de topa doğru yürümeye başlamasına neden olduğu ortaya çıktı. Konuyla ilgili açıklama yapan Adebayor, "Biliyorum kulağa inanılmaz geliyor ama olay doğru. Futbol benim kaderimmiş" diye konuştu. Togolu futbolcunun bu sıradışı hayat hikayesi, akıllara bir başka Afrikalı oyuncu Kanu'yu da getirdi. Adebayor gibi kariyer patlamasını Arsenal'de yapmış olan Nijeryalı Kanu, bilindiği gibi kalbi delik olmasına rağmen yıllarca başarıyla futbol oynadı ve kariyerini hala İngiltere'de devam ettiriyor.

Sivasspor bu sezon başarabilecekmi ?

Açık konuşmak gerekirse, sezon başında Sivasspor'un geçen seneki gibi iyi bir performans sürdürmesini beklemiyordum. Ama haftalar ilerledikçe ve özelliklede Fenerbahçe,Beşiktaş ve Trabzonspor maçlarındaki performanslarını gördükçe şu anki konumunu hakettiğini düşünüyorum. Sivasspor'un geçen seneki en büyük eksikliği ne idi ? 3 büyüklere karşı oynanan maçlarda tecrübe eksikliği ve oynanan 6 maçta alınan 5 mağlubiyet.

Bülent Uygun'u gerçekten ayakta alkışlamak lazım. Bu sene büyük maçlarda daha iyi bir Sivasspor var. Şampiyon olmanın yolunun öncelikle büyük maçları kazanmaktan ve kötü oynadığınız maçlardaki cuzi puan kayıplarından geçtiğini ön görürsek bu sene bunu başarıyor Sivasspor. Son 2 haftada oynadıkları içerdeki Hacettepe ve Gençlerbirliği deplasmanında kötü oynamasına rağmen her 2 maçıda kazanarak kötü oynadığında bile kazanabildiklerinin sinyallerini verdiler. Hiçbir takım zaten sezonun tamamındaki maçları mükemmel oynarak üst düzey performans sergileyerek geçiremez.

Başkanının takımın, hocanın arkasında durması geçen sezonki takıma 3-4 tane takımı dengesini bozmayan ve takıma hemen uyum sağlayan oyuncuların (Bilica,Sezer Badur, İbrahim Dağaşan,Onur) transfer edilmesi ile Sivasspor zirveyi hakediyor zaten. Özellikle Bilica'ya hayran kaldım. Adam geçen sezon Romanya'da "yılın savunmacısı" ödülünü almışki 16 maçlık periyotta gördükki gerçekten haketmiş bu ödülü. Sivasspor'a maliyeti ise sadece 400.000 euro bu başarılı oyuncunun.

Yıldız oyuncuların takımda tutulması da bu başarının en önemli noktalarından biri. Başkan Mecnun Odyakmaz oyuncu satmayı pek istemese de kulübe özellikle Sivas'lı zengin iş adamlarından gereken maddi destek sağlanmadığı için "maddi destek sağlanmazsa mecburen oyuncularımızı satmak zorunda kalabiliriz" şeklinde bir açıklama yaparak maddi açıdan ne kadar zor durumda olduklarını kamuoyuna sunuyor.

Bu performans devam ettiği sürece ve eldeki kadro korunduğu sürece Sivasspor zirve yarışından kopmaz. Şampiyon olurlarmı orasını zaman göstericek ama bana göre şampiyon olma şansları geçen sezonkinden daha yüksek.

Hoffhenheim'in ilk yarıdaki başarısı mucizemi ?

Nüfusu sadece 3600 kişilik bir kasaba Hoffhenheim. Bu kasabada doğan,büyüyen hatta bir zamanlar Hoffhenheim'in genç takımında bile oynamuş, Avrupa'nın en büyük 3. yazılım firması SAP'ın kurucusu Dietmer Hopp,1990'lı yılların başında kasabasının takımına verdiği maddi destek sayesinde kulüp Almanya 8.liginden Bundesliga'ya doğru adım adım yükseliyor.

1993-1999 arası sadece ufak çapta bir maddi destek sağlayan(forma,deplasman nasrafları,kulüğ giderleri vs.) Dietmer Hopp 1999 yılında kulübün esas sahibi olması ile kulüp esas yükselişine başladı. 1999 yılında Almanya 6.liginde yer alan kulüp 2 senede 2 lig atlayarak 2001-2002 sezonunda Almanya 3.ligde yer aldı.

3.ligdeki 4. sezon sonunda da (2005-2006) takım Bundesliga2'ye yükselemeyince takımın teknik direktör koltuğuna Schalke'den hatırlayacağımız "Ralf Ragnnick" getirildi ve kulüp o sezon ligi 2. bitirerek Bundesliga 2'ye yükseldi. Bundesliga 2'deki ilk sezonunda da 2. olarak Bundesliga'ya çıktılar.

Şüphesiz bunda takıma Avrupa'nın önemli kulüplerinin de peşinde olduğu 1987 doğumlu Carlos Eduardo(8 milyon euro ile 2.liglerin en pahalı transferi) Vedad Ibısevic,Demba Ba, Obaisi gibi genç yıldız adaylarının transfer edilmesinin yeri de çok büyük.

Bundesliga'da ki ilk sezonunda otoritelerin "bu haftadan sonra düşüşe geçerler, bu takım bir yerde patlayacaktır, başarıları tesadüf " sözlerine aldanmadan ilk yarıyı lider kapattılar. 17 maçta 42 gol atmalarıyla, her maçta göze hoş gelen keyifli bir futbol oynamalarıyla, Almanya'nın en sevilen takımı haline geldiler. Bunun ispatıda 3600 kişilik bir kasaba takımı olsalarda bu sezonki maçlarında ortalama 26000 seyirciye oynamaları.

İlk yarıda 17 maçta 19 gol atarak tüm dikkatleri üzerine çeken ve Bundesliga'da gol krallığında zirvede olan, Almanların efsane futbolcusu Gerd Müller'in "40 gol rekorumu kırabilecek tek oyuncu, bu yetenek onda var" diyerek tanımladığı "Vedad Ibısevic" bu sezon en çok dikkat çeken oyuncu. Şüphesiz Ibısevic'in bu kadar gol atmasını sağlayan takımın 21 yaşındaki genç yıldızı "Carlos Eduardo"

2. yarı bu başarı ne kadar daha sürer ne kadar daha zirvede tutunurlar belli olmaz. Sezonu ilk 3 sırada bile bitirmeleri kulübün sahibi Dietmer Hopp'un yatırımlarının karşılığını almasını sağlayacaktır. Daha şimdiden herkesin sempatisini kazandılar. Şampiyon olurlarsa da işin tuzu, biberi olur gibi gözüküyor.

Bordeuax 3. kez sıçrayabilecekmi ?


Geçen sezon Fransa Ligi'ni 2. sırada bitirerek bu sezon Şampiyonlar Ligi'ne direk katılan Bordeaux, Chelsea,Roma ve Cluj'un olduğu grupta sadece 2 galibiyet alarak (2'si de Cluj'a karşı) 7 puanla grubunu 3. bitirdi ve Uefa'da yoluna devam etmek zorunda kaldı.

Bordeaux bu sezon Fransa Ligi'nde de Lyon'un istikrarsız sonuçlar alması neticesinde ilk yarı sonunda Lyon'un sadece 3 puan gerisinde ve bu kadar istikrarsız sonuçlar alan bir Lyon'un önünde şampiyon olmaları bile muhtemel.

Kadrolarına baktığımız zaman en önemli oyuncuları hücum hattında. Özellikle Arjantin'li golcü Cavenaghi 22 maçta attığı 12 golle takımın en formda oyuncusu. Cavenaghi'nin partnerleri 24 yaşındaki Cezayir'li Chamakh (22 maç 5 gol), bir zamanlar Manchester'ı kadrosunda da yer almış David Bellion (19 maç 3 gol) ve Bordeaux'un ilerde çok şey beklediği 19 yaşındaki Fransız golcü Obertan (16 maç 2 gol) forvet hattındaki dikkat çeken oyuncular.

Takımda en dikkat edilmesi gereken oyunculardan biri de Rennes'den Milan'a büyük umutlarla transfer edilen ve İtalya'da beklenen başarıyı gösteremeyerek bu sezon Bordeaux'a kiralanan orta saha oyuncusu "Yoann Gourcuff". Çıktığı 24 maçta attığı 5 golle Bordeaux'un orta sahadaki en etkili oyuncusu. Orta sahadaki diğer önemli oyuncuda ön liberoda oynayan takımın kaptanı 27 yaşındali "Alou Diarra". Bunun dışında Brezilyalı "Mendel" ve "Menegazzo" orta sahadaki diğer etkili oyuncular.

Takımın savunma hattında ise tecrübeli isimler ön planda. 1.87 boyunda olan 30 yaşındaki Senegalli "Souleymanou Diawara" defansın sigortası ve bu sezon 23 maçta 2070 dakika sahada kalarak takımda en uzun süre alan oyuncu. 33 yaşındaki Fransız "Jurietti" de defanstaki tecrübeli oyunculardan bir diğeri. Bunun yanı sıra Barcelona'dan kiralanan "Carlos Henrique"de bu sezon sadece 8 maçta görev alsada 1.88'lik boyu ile görev verildiği zaman etkili oynayan bir oyuncu.

Kalede ise genellikle 36'lık "Ulrich Rame" görev alsada (15 kez ilk 11'de oynadı), 25 yaşındaki "Valverde" de 28 maçın 12'sinde ilk 11'de sahaya çıktı.

Takım kadrosunun %65'i (18 oyuncu) Fransız. Bunun yanı sıra takımda 4 Brezilya'lı, 2 Arjantin'li, 1 Senegal'li, 1 Burkina Faso'lu, 1 İtalyan ve bir de Cezayir'li oyuncu var.

Takımın yaş ortalaması ise 24,6 olmasına rağmen muhtemel 11'in yaş ortalaması 27,6

Takımın muhtemel 11'i şu şekilde :

U.Rame-Chalme,Jurietti,Diawara,Planus-Menegazzo,Wendel,Diarra,Gourcuff-Chamakh,Cavenaghi


Gelelim maçla ilgili değerlendirmeme...

Bence gelebilecek en iyi takımlardan biri geldi. Ne çok zayıf bir takım nede çok güçlü bir takım. Tam dişimize göre Fransız ekibi.

Geçen sene Uefa kupasında gruplardaki maçta 2-1 yenilmiştik. Maçın ilk yarısında tek kale oynamamıza rağmen özellikle Nonda'nın beceriksizliği yüzünden 3-0,4-0 önde bitecek bir ilk yarıyı 1-0 önde tamamlamış ve 2. yarıda yediğimiz 2 golle 2-1 mağlup ayrılmıştık.

O zamanki takımla şu anki takım arasına çok fark var. Özellikle Lincoln'un bu sezonki formu, Baros'un fırsarçılığı, Arda ve Kewell'in iyi oyunu kalede güven veren bir De Sanctis'in oluşu orta sahada Ayhan,M.Topal ve Barış gibi 90 dakika yorulmak bilmeyen maçın her dakikasında canını dişine takan bu tarz oyuncuların oluşu Galatasaray adına umut verici durumlar.

Özellikle Uefa'da gruptaki Olympiakos,Hertha ve Benfica maçlarında da görüldüğü üzere karşısındaki rakibe karşı üst düzey bir motive ile oynadığı zaman bu takımın içerde dışarda yenemeyeceği takım yok. O nedenle bu turda da bu takımların seviyesindeki bir Bordeux'un gelmesi bizim için bir avantaj.

İlk maçın deplasmanda olması, Avrupa'nın her yerinde Türk'lerin hangi takım olursa olsun, kendilerine ayrılan yerden fazla sayıda statta yer almaları, son dakikaya kadar destek vermesi ve Galatasaray'ın ilerdeki muhteşem 4'lüsü ile her takıma gol atabilecek bir kapasitede olması ilk maç için avantajlı bir skorla dönülmesini ve turu geçmeye yakın olan taraf olduğunun göstergesidir.

Son olarak bu maç belki de Mehmet Topal-Gouffran, Lincoln-Diarra, Servet-Cavenaghi, Baros-Henrique eşleşmelerinde kazananın avantajlı olacağı bir maç olucaktır.

2.02.2009

Premier Lig'mi kaliteli yoksa La Liga'mı ?


















Aslında bu soruya cevap vermek çok zor.

Seyir zevki açısından da
kalite açısından da göreceli bir cevap olur.

Bana göre Premier Lig dünyanın seyredilmesi en zevkli ligi. Ama ligde bulunan yıldız oyunculara bakıldığı zaman İspnaya ligi daha önde görünüyor.

Özellikle de Barcelona ve Real Madrid'te
oynamak bir çok futbolcu için kariyerlerinin en üst noktası olarak görülüyor. C.Ronaldo bile Manchester United ile Şampiyonlar ligini kazanmasına rağmen Real Madrid'e gitmek istediğini söylüyordu sezon başında.

Yıllar yılı bir çok
kaliteli futbolcu kariyerinin zirvesindeyken İngiltere liginden İspanya ligine göçüp gitti. Kimi kariyerini daha yukarıya taşıdı kimi de düşüşe geçti.

Ben şahsen 2 ligi de izlerken gayet büyük keyif alıyorum.

Mesela aynı hafta içinde aynı saatte Manchester United-Arsenal
maçı ve Real Madrid-Barcelona maçı olsa hangisini izleyeceğime karar veremem. Çünkü 2 maçıda kaçırırsam çok üzülürüm aynı anda 2'sini izleme şansıda olmayacağı için kötü olur bu durum.

İngiltere ligindeki takımların kalitesi ile İspanya'daki takımların kalitesine baktığımız zaman İngiltere liginde ligi daha çok 4 takımın götürdüğünü görüyoruz. Manchester United-Chelsea-Arsenal-Liverpol'u geçebilen bir takım maalesef olmuyor. (3 sene önce Everton 4. oldu o da istisna). Hatta Abramovich Chelsea'ya alana kadar 4. sıradaki takımda hep Chelsea oluyordu. Diğer takımlar kalitesiz değil, çokta zenginler ama bir türlü bu 4 takımı geçemiyorlar. Ki ligin orta sıralarında yer alan takımlar bile her sene transfere 10'larca milyon pound ödeyebilecek bütçeye sahipler.

Bu durum İspanya'da ise çok farklı. Her ne kadar şampiyonlukta hep Real Madrid ile Barcelona çekişiyor gibi gözükse de Valencia, Atletico Madrid, Villareal, Sevilla her zaman bu 2'liyi zorlayan takımlar olmuştur.

Sonuç itibarı ile İngiltere ligindeki oyun daha zevkli, İspanya ligindeki takımların kalitesi daha üst düzeyde, rekabet daha ön planda.

Karar sizin ben sonuca varamıyorum.
Related Posts with Thumbnails